18 Ağustos 2012 Cumartesi
yarın olmamak
Alçalış, irtifa kaybediş, biraz daha alçalış, biraz daha, biraz daha ve: bum. Aşkım, canım, bi' tanem, herşeyim. İçi boşaltılmış, alçala alçala yere çalınmış zavallı kavramcıklar. Ah zavallıcıklar.
Aşkım! Aşkı sahiplenmek için, birini buna alet etmenin romantik karşılığı. Sevgilim, sevdiğim kelimelerinin yerini alan, zavallı kelime: aşkım. İyelik hastalığımızın bir kurbanı. Artık sevmemeliyiz, sevdiğimiz değil aşkımız olmalı. Aşk'a sahip olmalıyız. Ve tüketmeliyiz onu sonuna kadar. Alçalta alçalta yere çalmalıyız.
Canım, ne yalan ifade! Canım, varoluşum yaşama sebebim, yersen.
Hah. Bi'tanem, nar tanem nur tanem, bir tanem: başka bir tane buluncaya kadar bir tanem. Örseleyip şeklini değiştirip, değişen halinden sıkılıp tüketinceye kadar bi' tanem. Tükettiğimdeyse hiçbirtanem.
Yerin dibindeki rezalet söylevlerinden bir kaçı daha: kanka, pampa; yok artık pompa.
Kanka kan kardeşinin kısaltılmış hali. Güzel bir mecaz. Neyse ki mecaz, aksi halde farklı kan gruplarından "kanka" bulmak sıkıntı olurdu. Pampa "kanka" ile pompa arası bir şey herhalde.
Bu kankalar, çok sıkı arkadaştırlar. Birbirini çok gözetir, çok severler, çok değer verirler. Ama her biri önce kendini gözetir, herkes kendi hayatıyla o kadar meşguldür ki, kimse bir başkasının hayatına, sorunlarına vakit ayıramaz. Kankasına bile.
Ve ben bu "aşkım"lar, "kankam"lar dünyasının yılışık yalancı ferdi sayılmanın, bu ve benzeri bir sürü kepazeliğin hüküm sürdüğü bu zamanda yaşamanın utancını yaşıyorum.
İnsan olmanın onurunu yaşayamadığımız, hatta ayrımına dahi varmadığımız bu zamanlarda yaşamaya başkaldırıyorum. Tüm bu sahiplenme odaklı sevgilere, dostluklara, isim vermelere sırtımı dönüyorum. Ömrümün azımsanamayacak kadar kısmı bu isimlerle isimlendirilmek ve bunlarla isimlendirmekle geçti. Artık yeter. Kelimelerin gidin başımdan! Yalnız bırakın beni. Sadece ölüm gelsin, sade ölüm.
Daha fazla devam edemedim. Yazdıkça öfkem büyüyordu. Biraz sakinleşmek için banyoya girdim. Saat gece yarısı üç olmuş. Kirli aynamda keskin hatlı yüzüme baktım, mavi ile yeşi arasında karar veremeyip kaybolmuş, rengini bulamamış gözlerime, her biri kendi yoluna ayrılmış koyu kahverengi saçlarıma, çatık kaşlarıma... Ellerimi yıkayıp abdest almaya başladım. Soğuk suyun tenime dokuşuyla, içimi bir ürpeti aldı. Salona yüneldim, yeşil seccademi serip namaza başladım. "Allah Yücedir". Bütün bu kepazelikler dünyasındaki en anlamlı zamanlar onunla buluştuğum anlardır. Dualara yakarışlarımı katarak son rekata kadar geldim. Alnın secdedeydi, aklımsa bambaşka bir yerde. Sohbete koyuldum Tanrı ile. "Rabbim",dedim "neden bu kadar huzursuzum, neden içindeyim bunca yalanın. Yaşamadan ölecek olanları eleştirip duruyorum. Peki ben yaşıyor muyum sahiden? Ne ifade ediyorum yaşam için? Ne ifade ediyorum sevdiklerim için? Yoksa ben de aynı yerde miyim sevdiklerim için? Kendi hayat meşguliyetleri bir anlığına sona erdiğinde mi hatırlanıyorum. Sadece kendilerini yalnız hissettiği zamanlarda mı özlüyorlar beni? Varlığım mühim mi? Yarın olmamam neyi değiştirir. Peki ya ben, düşünüp değişmeye başladığım bu zamanların başına dönüp kendimi dışarıdan izlesem ne derim. Sen alim olansın. Beni de bilgilendir. Anlat bana çırılçıplak kendimi, ya da göster. Bilirsin cahilimdir. Anlatsan işaretler sunsan anlayamam, mutmain olamam belki. Sen duaları kabul edensin. Etmezsen de yine sen bilirsin. Amin."
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder