25 Nisan 2013 Perşembe

kim

kimdir bu gizli  kişi
okuyan yada görüntüleyen
yahut geçerken rast gelen
hem de  para istemeden
:)

22 Nisan 2013 Pazartesi


cevap
“Toplumsal bilincin eridiği,…, gençlerin ‘nereye olursa olsun’ diyerek kaçtıkları bu ülkede Mehmet Akif’lere muhtacız  “, demiş sevgili  İlber Ortaylı ” Defterimden Portreler” adlı eserinde. Bu cümlelerden önce yine günümüz gençliğinin kültürel seviyesinin düşüklüğünden dem vurmuş.  Okuyup aydınlanmaya gayret eden bir genç olarak bu noktada cevap hakkı kullanma isteği hissettim.
Büyüklerin gençliği eleştirerek, “bizim zamanımızda …” ile başlayan cümlelerinin tamamen sorumluluktan kaçma tümceleri olduğuna inanıyorum. Bugün gençlerin düşük kültür düzeyinde olmasının birinci sebebi, onları yetiştirmeyen, eğitmeyen büyükleridir. İkinci  sebebi ise ilkokuldan itibaren bu gençlere -ilkokul safhası düşünüldüğünde çocuklara -  ezberlemeyi öğreten, öğretmenler ve eğitim sistemidir. Bu koşullar ve düşünce emici televizyon, internet, vs etkenler de bunlara eklendiğinde gençliğin kendini aydınlatması oldukça güçtür.
Bu sebeplerle bir büyüğün kendisini rahatsız eden davranışlar sergileyen o gence bakarak yapması gereken ilk şey şunu düşünmektir kanaatimce: “Ben bu çocuğu nasıl yetiştirdim ki, o bu hale geldi.”
Son olarak mevcut durumda gençler de sütten çıkmış ak kaşık değildir. Onlarda bu sebeplere sığınarak karanlıkta kalmamalı, bilakis tam da bu sebeplerden daha da  gayret etmeli daha da çok okumaya, görmeye aydınlanmaya çalışmalıdırlar.

18 Nisan 2013 Perşembe

ne idüğü belirsiz itirafçıklar


Kıymetli okumayıcılar (tabi seni tenzih ediyorum ağabeyciğim mavera ). Sizinle bölük pörçük, karman çorman, abuk sabuk düşüncelerimi aklıma geliiş sırasına göre paylaşmakak niyetindeyim. Bir nevi ne idüğü belirsiz itiraflar da denilebilir bunlara.

Once upon a time, (böyle diyesim geldi) derdim ki kendi içimdekilere ve çevremdeki insanlara: "Hayallerim var. Yazıyorum yazacağım. On sene sonra işimi -İnşaat Mühendisliği- bırakıp sanata-ağırlıklı olarak edebiyata- yöneleceğim. Bu on yıllık süreçte de kendimi yetiştireceğim, kendimi inşaa edeceğim." diyordum.

Gazetelerdeki haberleri, köşe yazılarını, televizyondaki sabuk haber kanallarının abuk tartışma programlarını izledikçe; bir şeyler daha okumaya çalışıp -roman deneme vs.- kendime ufacık minnacık da olsa bir şeyler kattıkça  önemini yitirmeye başladı hayallerim. Anlatma derdim vardı; düşüncelerimi, kendimi, bakış açımı  barışa dair -gerçek anlamda barışa, yani bugün hapyy meal menüsü gibi reklamla özendirilen içeriği hakkında hiçbir şey bilmediğimiz şeye değil-  yöntemleri ... Şimdiyse tek yazma sebebim okuduklarımla fikirlerimin arasında ki uyuşmazlıkların gözüme fazla görünmesi. Yani birileri benim bakış açıma yakın bir biçimde olayları değerlen yazılar yazsaydı bir şeyler yazmayacaktım gibi geliyor bana. Bir nevi kişisel rahatlama hissiyatını ön planda tutma hali benimki artık yazıda.

Nitelikli edebiyat, edebi eser, pop yazarlık, popüler edebiyat, cart curt; vırt zırt... Edebi parçalamalar. Been nitelikli edebiyat yazarıyııım. Eeeeeeeeeeeeee ne anlattın? Ben aydınııııııııııııım. Eeeeeeee olaylara çzöümlerin neler? Ne düşünüyorsunuz, eleştiri dışında ne işe yararsınız? Bir muvaffak olma  senaryonuz var mı?  Sözüm ona elit kesiminize  beyaz pankartlara büyük harflerle baş kaldırı  yazısı yazıp yola çıkartmaktan başka bir faydanız var mı? Onların hakim diktaya olan bu baş kaldırıları aynı zamanda size yönelik bir kıç kaldırı harekatı değil midir? Kalkan kıçınızın bize bir faydası var mı? Yukarıdan baktığınız avamın sizi anlamaması, sizin onlara kendinizi anlatma derdinizin -haşa- olmaması , dolayısı ile kitlesel bir aydınlık oluşamaması bu sebeple avrupadan ithal aydınlarla, aydınlık sıkıntısının halledilmeye çalışılıp hes projeleriyle sorunun halledilmesi (money money money diyesim geldi) ve benim bu cümleyi toparlayamayıp bitiremeyişim...

Netice de dedim ki kendime bu dünya boş. Yazsan da boş çizsen de boş. Elitlerin duyarlılığı pankartlarla, avamın duyarlılığı mangırlarla ölçülüyor. İster istemez karşıtı olduğum bu sınırlandırmalar ve sınıflandırmalarla bu ne idüğü belirsiz itiraf  yazım devam ediyor.  Yine de ben yazayım Faik haklı yazmadan edemiyorsun bir kere bulaştın ya; yazayım ama gerisinden vazgeçeyim dedim. Yazıyorum okumuyorsunuz, yazıyorum okuyorsunuz, okuyorsunuz yazıyorum vs. sayın okumayıcılar ve okuma dan yargılayıcılar ve son olarak okuyup yargılayıcılar. (mavera seni tenzih ediyorum ama etmeyebilirim de baksana tutarsızlık aldı beni )
Ne olursa olsun güzel şeyler söylemek, güzel şeylere sebep olmak isterim. Pek de güzel şeyler söylemeyen bu yazımı güzel şeylerle bitireyim diye zorlamak da istemem. Ama iyilik güzellik olsun her canlı için temennimiz budur. Bitti(mi pek de emin değilim...)

10 Nisan 2013 Çarşamba


tek yönlü diyalog
-Aydınlar mı dedin? Senin o  aydınların, aydın yazarların olaylara ve insanlara tepeden baktığından çözümleri çok kolay sanırlar. Bizim projelerde vaziyet planı vardır. Binanın etrafındaki yolların planını gösterir. Orada eğimlere dikkat etmezsen tüm yolları dümdüz görürsün ama şantiyeye kontrole gittiğinde bir de bakarsın ki  kimi yokuş yukarı yolların kimi yokuş aşağı, kimini geçmesi çok emek istiyor, çok ter istiyor; kimi ise daha tehlikeli yokuş aşağı gitme riski oluyor. Yani kıssadan hisse yollar dümdüz değil bu sadece kutsal burunları gökyüzüne değen beyaz aydınlarımız tepeden baktığından öyle görüyor.
sustu.
gülümsedim