27 Mayıs 2012 Pazar
20 Mayıs 2012 Pazar
değişimleri konuştuk
çok samimi olmadığım eski bir arkadaş,
ve çok samimi olduğum yeni bir dost ile,
değişimler çok değişik şeyler
renk renk desen desen
çeşit çeşit, model model
kimi özel, kimi tüzel
k model karşı çıkan, muhalif değişimler
K model, kabul eden hep savunan değişimle
bir de kanıksayan model var lakim,
malumunuz üç ayrı k yok alfabemizde yazamıyorum onun adını
ah bu değişimler zora soktu beni yine
yazması zor, yaşaması zor,
amaaan boşverin
19 Mayıs 2012 Cumartesi
deniz
daha anlamlıydı,
mavinin içinde olmak,
şarkılara eşlik etmek,
bir dostla sohbet etmek,
şimdiyse bütün bunları yaparken,
saatime bakar oldum,
vaktim çok değerli ya,
ben daha değerliyim ama
yalnız başıma öldürmek için belkide,
bakar oldum tüm bunları yaparken saatime,
sadece seninle olmak aynı hala,
seninle konuşmak,
yaşadığım ufacık anlar,
yaşamadığım bir ömre tahammül ettirebiliyor,
bilemiyorum, belki okumadığım, kitapların ruhu huzursuz ediyor beni,
ya da maktül zamanın bıraktığı vicdan azabı,
ya da öğretilmiş tembelliğim ile hayallerimin çatışmaları,
neyse işte çok uzattım yine,
bilirsin severim uzatmayı,
söyleyecek lafı olmayanlar, çok konuşur ya öyle işte
tüm bunlara rağmen seninle olmak ,
seninle konuşmak
var olduğum anlardır,
zaten biliyorsun ama, söylemek istedim işte,
18 Mayıs 2012 Cuma
öfke- yol- yorum
öFkeleniyorum!
daha fazla, daha da fazla, afaki öfkeleniyorum!
azami öfkeleniyorum!
birbirimizi dinlemeyi bilmiyoruz neden?
neden ülkemizin sağcısı, solcusu, dindarı, dinsizi, liberali, kapitalisti...
neden hepsi faşist!
biri dinlemez, diğerini neden.
utanmadan birde bu adamları bir araya toplarlar sözüm ona çok kaliteli programlarında, ve başlar size konuşma programı rezaleti!
herkes konuşur, ama kimse dinlemez konuşanı, önce bakar yargılar bir takımın içine sokar (tabi genelde buna gerek kalmaz, takım
takım, ideoloji ideoloji grup halinde karşılıklı otururlar) ardından herkes başlar kendi iç sesini dinlemeye!
aynı şeyi söyleseler bile devam eder tartışma, çünkü söyleyişlerindeki ideolojileri çarpışır. "saygı", "saygı", "saygı"
ne gerek vardır ki saygıya, herkes için kendisi -kendi görüşü-, öylesine dokunulmaz, öylesine önemlidir ki, karşıdakinin
görüşüne saygı duymasına gerek yoktur. hatta karşındakiler onun söylediklerine saygı duymak zorundadır.
kepazelik!
tahammülüm yok!
80 lerde birbirini dinleyemeyen, iyi niyetli insanlar yüzünden aldığımız yaralardan hiç ders almadık!
hala aidiyet zinciri ile, kendi ulu takımımıza (topluluğumuza, sosyal gurubumuza vs.) kökten bağlı, çok okumayan, çok
konuşan, iç sesini çok dinleyen,bir yere varamayan insNLARIZ.
haydi bir bakalım olmaz mı?
bizde ne var?
kendi içimizde neyi düzelttik ki düzelebilsin ülke?
ne zaman yargıladık kendimizi, farklı gördüğümüzü yargıladığımız gibi?
gerçekten ne istediğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu ne zaman arar olduk?
ne zaman, ne ürettik?
ne zaman sevmeyi göze aldık, çırılçıplak?
ne zaman, hangi farkındalığı kazandık ve kazandırdık?
bence bunları düşünelim önce sonra oturup bir araya gelip, kadını, erkeği, çocuğu, geleceği konuşalım...
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)