24 Haziran 2012 Pazar

çok öldüm çok çok acıttılar canımı çok acıttım canımı çok kirli kan döküldü nice gözyaşım temizleyemedi sonra vazgeçtim ağlamaktan, ışığı gördüm sevdim, çok zahmetsizdi, sadece seviyordun, ve daha çok seviyordu seni, ... bir gün seni gördüm,, büyük gözlerin vardı, saçın çok güzel dökülüyordu boynuna, kocaman çirkin ellerin bile güzel gelmişti bana, kararttım gözlerimi seni sevdim, sevdiğini, üçüncü kişi olduğumu görmezden geldim, bekledim bekledim, sevdim ya küçülttüm kendimi, için çok doluydu sığmazdım ya küçülttüm kendimi, yanına geldim sonra sen yalnızdın o sıra yağmur yağıyordu, sığınmıştık bir çatının altına gözlerin gözlerime bakıyor gözlerimde arıyordu, gözlerim kaçıyordu gözlerinin gölgesinden, korkaktı gözlerim içine yanardı, göremezdin konuştum, sözcükleri siper ettim bakamayışlarıma, sözcükler ki; dostumdular anlatırlardı beni sana, sözcükler sır olur, çözülürlerdi sade sana, sense ufak bakışlar attın -nerden bilebilirdim ki kararsız merhamet bakışları olduğunu- ve gittin aralık bırakıp kapını kafamı sokmaya çalıştım o aralıktan silikti görüntüler, hayal kattım içlerine, senin bir kitabın vardı mesela üzerinde uçuyordun. bir martı gibi süzülüyordun üstünde kitabın, çok beyazdın, ışıl ışıl rengarenk bembeyazdın, sana yazdım, sana anlattım sana geldim, dersine girdim, dersimi aldım, çırılçıplaktım, tertemiz değilsem de saftım, berraktım biliyordum : istiyordum seni, sense suskundun, kapın hep aralıktı, gülüyordun, gülümsüyordun ...
Bedensiz gittiklerinden anlamayız belki de. Bedeli bedendir, bedensiz gitmenin. İçi boş bu bedeni toprağa teslim ederiz. Bekler beden dönüşleri dönüp geri gelişleri, Toprağa girdiği gibi, yine ondan çıkışları, Toprağa döndüğü gibi, yine ondan oluşları, Islatırız kendimizden, kendimizden ıslatırız, İlk zamanlar toprağı, Sonra sonra nesnelleşir içindeki beden, İçindeki beden nesnelleşir, Sonra sonra Küçük paralar verip ıslatırız toprağını, Kendimizden değil, veririz cebimizden...

21 Haziran 2012 Perşembe

Gidilecek yerler var. Yine ıramak lazım, ıramak elzem. Yapacak çok, şey var. Ataleti de yenmek gerek. Atalet fena kuvvetli, emek vermemeye öyle alışmışım ki, o kadar önemsiyorum ki kendimi...Okumak lazım okuma. Oku. Aradıklarını kitaplarda bulamazsın diyorlar doğru mu? Belki de. Arayış içinde olmak da zor. İnsanın içinde bir şey yaratıyor,karanlık bir şey, kalbinin etrafında sis kümesi olmuş kötü bir şey. İnşallah doğum sancısı gibi sonu iyi bitecek bir şeydir bu. Aramakla bulunmaz, aramayan da bulunmaz. Bir dostla konuşuyorum, muhabbetimiz soğumuş. Ne kazancımız var, ne kaybımız. Yazık! Birbirimize anlatmadığımız her şey aramıza girmiş. Hep kendi yaşamımıza(ma) bakar olmuşuz(m) Yanılgı tüm suçlamalar. Kabahat bende, fazlaca değer verip, fazlaca sorumluluk yüklüyorum. Sonuç : sükut u hayal. Sorumlusu: elbette ben. Bir de sanki tüm yüklediklerimi taşımak zorundaymış hissi vererek eziyorum insanları bu ağırlıkların altında. Ah bu ben, yatacak yerim yok. Ne iddia edebilirim ki. Hıyarım. Neyse ne diyordum: aramak, ıramak. İşte güzel yanı yazmanın: Rahatladım. Çok da anlam ifade etmese de yazdıklarım, en azından rahatlatıyor. Bir tür iç dökme. Kimsenin okumayacağı yazımla içimi kendi kendime mi döküyorum blogger a mı orası muamma. Ama rahatlatıyor ya buna da şükür. Acaba yazmayı öğrenmek, kaç kitabımı alır, kaç senemi, kaç anımı, kaç damla gözyaşımı (ki ağlamakla aram iyi olmadığından en zoru bu olsa gerek) ...

20 Haziran 2012 Çarşamba

dddallarda, astılar adaleti dallarda, kurudu gitti niceleri, astılar adaleti dallarda, zaten herkesin elinde bir balta, savuruyorlar, anlayışa, sağduyuya