zor be kardeş çok zor
ama bizim ne işimiz var kolay işte değil mi?
ne biz kim miyiz?
bu da sorulacak sorumu be?
sana kardeş diyem dilimden utandım
ille anlat dersin buyur;
biz gidip de konuşamayan!
yazıp da söyleyemeyen!
söylese de adım atamayan!
atınca geride kalan!
yinede kendini önemseyen!
o cesur kokaklar !!
20 Ekim 2010 Çarşamba
15 Ekim 2010 Cuma
umut
elimde bir avuç su
ağzıma götüremiyorum
dudaklarım kupkuru
önümde yol uzunca
ölümle hayat arasında
seni arıyorum
yağsa bir damla umut
ya da çıksa güneş saklandığı yerden
yada sen gelsen
evet sen gelsen
tüm bekleyişlerimi terketsem
keşke sen gelsen...
ağzıma götüremiyorum
dudaklarım kupkuru
önümde yol uzunca
ölümle hayat arasında
seni arıyorum
yağsa bir damla umut
ya da çıksa güneş saklandığı yerden
yada sen gelsen
evet sen gelsen
tüm bekleyişlerimi terketsem
keşke sen gelsen...
1 Ekim 2010 Cuma
21 Eylül 2010 Salı
iki çizgi
2
James arkasında bıraktığı katedralin uçsuz bucaksız salonuna son kez baktıktan sonra önündeki kapıdan karanlık odanın içine girdi.aniden yanan ışıkla irkidi.odanın dört duvarını saran metal kalıplar git gide üzerine gelmeye başlamıştı!her bir kalıpta bir kapı her kapının farklı bir anahtarı ,her antahtarı koruyan farklı bir insan vardı.karşısındaki kapının anahtarını annesi,annesinin sol yanındaki kapının anahtarını eşi, sağ yanındaki kapının anahtarını iş arkadaşı arkasındaki kapının anahtarınıysa kızı koruyordu.ilk olarak iki yıl önce ortaklığını feshedip ortada bıraktığı arkadaşına ateş etti.ardından kendisini bırakıp giden annesine doğrulttu silahını fakat onu öldürürse öfkesine yenilip başa döneceğini farkedip ateş etmedi.silahı kendisini başka bir kadınla basıp boşayan karısına çevirdi."üzgünüm" deyip tetiğe bastı.tam arkasını dönecektiki kızı ona belinden sarıldı."beni neden bıraktın baba?"james in gözlerinden akan yaşlar elmacık kemiklerine yol alırken silahını kızının kafasına dayadı."lütfen yapma baba dedi"kızı "seni seviyorum".fakat james onu,sorumsuzluğunu geride bırakmalıydı.gözlerindeki yaşlar kızının saçına damladı.ateş etti.bir kaç saniye yaşadığı olayın şokunu yaşadıktan sonra annesinin sesini işitti."beni affet oğlum!seni bırakıp gitmek istemezdim.ne olur beni affet".içinden ona bağırıp çağırmak,hesap sormak istiyordu ama buna vakit yoktu.içindeki yolculuğun sonuna az kalmıştı.bir sonraki adım için yapması gerekeni yapıp kadına sarıldı.ardından bütün kilitleri açtı ve kendini sonsuz ışığın içinde hissetti.
-------------------------
sakin elinde poşetlerle içeri girdi."pervin evdemisin?" diye sordu.cevap alamadı.mutfağa geçip poşetleri bıraktı.ardından telefonu çaldı .arayan eski ev arkadaşı onur'du.onu çay içmeye çağırdı.arkadaşının ısrarlarına dayanamayan sakin "tamam geliyorum" dedi.yeniden o eve,çıkıp gittiği cemaat evine gideceği için çok heyecanlandı.onları özlemişti fakat içinde olduğu durumda ortamda nasıl karşılanacağını kestiremediğinden endişeliydi.evlerine geçtiğinde heyecanlanacak birşey olmadığını anlayıp rahatladı.güzel sohbetler eşliğinde çayını içti.ardından hep beraber yatsı namazını kııldıktan sonra izin isteyip çıktı.evine dönerken ayaklarının tereddüt ettiğini farketti."neden bu evden çıktım ki?" diye geçirdi içinden.sonra aklına görev alan abilere yapılan bazı iltimaslar geldi.onların eksik kira vermesi sorun olmuyordu.bu haksızlıktı!hem kendisine ve evdekilere dergiye abone olmaları için ısrar etmeleri de yanlıştı. ama şuan bulunduğu ortamdaki yanlışlara ne demeliydi.pervin yaptığı fedakarlığı anlamıyor,sürekli ondan birşeyler bekliyordu.bu onu çok yormuştu üstelik birlikte yaşamak ilişkilerine iyi gelmiyor aksine ilişkilerini yıpratıyordu.iç sesini susturup evine girdi.pervin içerdeydi."nerdeydin?!" diye sordu.aldığı cevap üzerine "niye oraya gittin? pişman mısın ? geri dönmek mi istiyorsun?" şeklinde sıralanan kinayeli soruları sıralayıp yeni bir tartışmayı başlattı.birbirlerine kırıcı sözler ettikleri yarım saatin sonunda sakin in dudağından istemeden çıkan kelimeler tartışmayı noktaladı."evet pişmanım!" pervin onu odasından atıp kapıyı kilitledi.ardından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.sakin"öyle demek istemedim özür dilerim" dese de çare olmadı.salona geçip pencerenin önündeki kanepeye kendini bıraktı."zaman ilaç olur "dedi kendi kendine."yarın gönlünü alırım".
James arkasında bıraktığı katedralin uçsuz bucaksız salonuna son kez baktıktan sonra önündeki kapıdan karanlık odanın içine girdi.aniden yanan ışıkla irkidi.odanın dört duvarını saran metal kalıplar git gide üzerine gelmeye başlamıştı!her bir kalıpta bir kapı her kapının farklı bir anahtarı ,her antahtarı koruyan farklı bir insan vardı.karşısındaki kapının anahtarını annesi,annesinin sol yanındaki kapının anahtarını eşi, sağ yanındaki kapının anahtarını iş arkadaşı arkasındaki kapının anahtarınıysa kızı koruyordu.ilk olarak iki yıl önce ortaklığını feshedip ortada bıraktığı arkadaşına ateş etti.ardından kendisini bırakıp giden annesine doğrulttu silahını fakat onu öldürürse öfkesine yenilip başa döneceğini farkedip ateş etmedi.silahı kendisini başka bir kadınla basıp boşayan karısına çevirdi."üzgünüm" deyip tetiğe bastı.tam arkasını dönecektiki kızı ona belinden sarıldı."beni neden bıraktın baba?"james in gözlerinden akan yaşlar elmacık kemiklerine yol alırken silahını kızının kafasına dayadı."lütfen yapma baba dedi"kızı "seni seviyorum".fakat james onu,sorumsuzluğunu geride bırakmalıydı.gözlerindeki yaşlar kızının saçına damladı.ateş etti.bir kaç saniye yaşadığı olayın şokunu yaşadıktan sonra annesinin sesini işitti."beni affet oğlum!seni bırakıp gitmek istemezdim.ne olur beni affet".içinden ona bağırıp çağırmak,hesap sormak istiyordu ama buna vakit yoktu.içindeki yolculuğun sonuna az kalmıştı.bir sonraki adım için yapması gerekeni yapıp kadına sarıldı.ardından bütün kilitleri açtı ve kendini sonsuz ışığın içinde hissetti.
-------------------------
sakin elinde poşetlerle içeri girdi."pervin evdemisin?" diye sordu.cevap alamadı.mutfağa geçip poşetleri bıraktı.ardından telefonu çaldı .arayan eski ev arkadaşı onur'du.onu çay içmeye çağırdı.arkadaşının ısrarlarına dayanamayan sakin "tamam geliyorum" dedi.yeniden o eve,çıkıp gittiği cemaat evine gideceği için çok heyecanlandı.onları özlemişti fakat içinde olduğu durumda ortamda nasıl karşılanacağını kestiremediğinden endişeliydi.evlerine geçtiğinde heyecanlanacak birşey olmadığını anlayıp rahatladı.güzel sohbetler eşliğinde çayını içti.ardından hep beraber yatsı namazını kııldıktan sonra izin isteyip çıktı.evine dönerken ayaklarının tereddüt ettiğini farketti."neden bu evden çıktım ki?" diye geçirdi içinden.sonra aklına görev alan abilere yapılan bazı iltimaslar geldi.onların eksik kira vermesi sorun olmuyordu.bu haksızlıktı!hem kendisine ve evdekilere dergiye abone olmaları için ısrar etmeleri de yanlıştı. ama şuan bulunduğu ortamdaki yanlışlara ne demeliydi.pervin yaptığı fedakarlığı anlamıyor,sürekli ondan birşeyler bekliyordu.bu onu çok yormuştu üstelik birlikte yaşamak ilişkilerine iyi gelmiyor aksine ilişkilerini yıpratıyordu.iç sesini susturup evine girdi.pervin içerdeydi."nerdeydin?!" diye sordu.aldığı cevap üzerine "niye oraya gittin? pişman mısın ? geri dönmek mi istiyorsun?" şeklinde sıralanan kinayeli soruları sıralayıp yeni bir tartışmayı başlattı.birbirlerine kırıcı sözler ettikleri yarım saatin sonunda sakin in dudağından istemeden çıkan kelimeler tartışmayı noktaladı."evet pişmanım!" pervin onu odasından atıp kapıyı kilitledi.ardından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.sakin"öyle demek istemedim özür dilerim" dese de çare olmadı.salona geçip pencerenin önündeki kanepeye kendini bıraktı."zaman ilaç olur "dedi kendi kendine."yarın gönlünü alırım".
2 Eylül 2010 Perşembe
İki çizgi
1
james katedralin kocaman salonunun silindirik kolonlarının sondan üçünsünün arkasında eğilmiş ,düşmanının hamlesini bekliyordu.iki elinde iki farklı silahla karşı taraftan gelecek sesi bekliyordu ki adam tam aksi yönden,arkasından üzerine fırladı.daha ne olduğunu anlayamadan düşmanın hamlesiyle düştü ve daha da kötüsü düşürdü sağ elindeki silahı!hemen kendine gelip üzerine çöken pisliğin suratına yumruğu yapıştırdı.ardından onu üzerinden atıp sol elindeki silahı ağzına dayadı ve asla bakmaması gereken yüzünü gördü!bu gerçek hayatında-şu an zihinin içinde savaş vermekteydi-sokakta görüp yüzünü buruşturarak istemeden aşağıladığı,suratının bütün yanıklarını yüzüne vurduğu adamdı.hayatının kalanında bu yüzü hiç unutmamıştı.artık onu unutumalı, kendini affetmeliydi.bunun tek yoluysa onu öldürüp zihninden atmaktı.aksi takdirde pişmanlığı onu yakalayıp aldığı bunca yolu boşa çıkaracaktı.kendini toparlayıp adamın ağzına doğruttuğu siladın tetiğine bastı.
--------------------
pervin sakine sırtını dönmüş uyuyordu.belli ki kavga etmişlerdi.sakin' in yüzü bunu söylüyordu.yataktan kalktı mutfağa geçip bir bardak su içti.nasıl bu hale geldiklerini düşünmeye başladı.kafasında birlikte mutlu oldukları o zamanlar canlandı.ardından onunla beraber bu küçük eve geçmeden önceki evini,ev arkadaşlarını canlandı gözünde.onlarların yanındayken kendini çok huzurlu hissettiğini hatırladı.şuan eksikliğini çektiği yegane şey buydu.
huzursuzdu çünkü pervini çok sevmesine rağmen yaptığının yanlış olduğunu düşünüyordu.harama bulaşmuştı!halbuki eskiden yani ona aşık olmadan önce en çok dikkat ettiği şeylerin başındaydı haramdan uzak durmak!...
james katedralin kocaman salonunun silindirik kolonlarının sondan üçünsünün arkasında eğilmiş ,düşmanının hamlesini bekliyordu.iki elinde iki farklı silahla karşı taraftan gelecek sesi bekliyordu ki adam tam aksi yönden,arkasından üzerine fırladı.daha ne olduğunu anlayamadan düşmanın hamlesiyle düştü ve daha da kötüsü düşürdü sağ elindeki silahı!hemen kendine gelip üzerine çöken pisliğin suratına yumruğu yapıştırdı.ardından onu üzerinden atıp sol elindeki silahı ağzına dayadı ve asla bakmaması gereken yüzünü gördü!bu gerçek hayatında-şu an zihinin içinde savaş vermekteydi-sokakta görüp yüzünü buruşturarak istemeden aşağıladığı,suratının bütün yanıklarını yüzüne vurduğu adamdı.hayatının kalanında bu yüzü hiç unutmamıştı.artık onu unutumalı, kendini affetmeliydi.bunun tek yoluysa onu öldürüp zihninden atmaktı.aksi takdirde pişmanlığı onu yakalayıp aldığı bunca yolu boşa çıkaracaktı.kendini toparlayıp adamın ağzına doğruttuğu siladın tetiğine bastı.
--------------------
pervin sakine sırtını dönmüş uyuyordu.belli ki kavga etmişlerdi.sakin' in yüzü bunu söylüyordu.yataktan kalktı mutfağa geçip bir bardak su içti.nasıl bu hale geldiklerini düşünmeye başladı.kafasında birlikte mutlu oldukları o zamanlar canlandı.ardından onunla beraber bu küçük eve geçmeden önceki evini,ev arkadaşlarını canlandı gözünde.onlarların yanındayken kendini çok huzurlu hissettiğini hatırladı.şuan eksikliğini çektiği yegane şey buydu.
huzursuzdu çünkü pervini çok sevmesine rağmen yaptığının yanlış olduğunu düşünüyordu.harama bulaşmuştı!halbuki eskiden yani ona aşık olmadan önce en çok dikkat ettiği şeylerin başındaydı haramdan uzak durmak!...
19 Ağustos 2010 Perşembe
istavrit
3
Aradan birkaç gün geçmiş.istavritin öfkesi biraz olsun dinmiş ama yinede babası ile konuşmuyormuş.babasıysa gönlünü almak için birşeyler yapmaya karar vermiş.
istavrit o gün ders çıkışında sevdiğine dışarı çıkmayı teklif etmiş kız bi bahane uydurup bu teklifini reddetmiş.çünkü bizimkinin babasını meraklandırmak istemiyormuş.istavrit kız ardaşının reddi üzerine eve döndüğünde babasının en sevdiği yiyecekleri toplayıp onun için hazırladığını görünce kalbi yumuşayıp affetmiş onu.
ertesi gün babasıyla eskisi gibi olmanın verdiği mutlulukla okulun yolunu tutmuş.ilk dersleri botanikmiş.istavrit kız arkadaşının kendisinden önce geldiğini görüp yanına geçivermiş hemen.ardından hoca gelmiş ve ders başlamış.o gün şimdiye kadar gördükleri en güzel bitkiler işlenmiş derste.hoca kokusuyla dillere pelesenk olmuş bir bitkiyle başlamıiş derse ve herşeyiyle göz kamaştıran getirdikleri arasındaki en nadide bikiyle ; "aşk" bitkisiyle bitirmiş dersi.bizimki gördüğü bitkiyi hatırlamış o an.babasıyla kavga etmelerine sebep olan kayalıkların üzerindeki bitkiymiş hocanın elindeki . ders sona erdiğinde sevdiğine de bitkiyi hatırlayıp hatırlamadığını sormuş."hatırlamaz olur muyum?.ne kadar güzel değilmi?adı gibi kendisi de harika" demiş kız ona.o an sevdiğinin gözlerindeki ışıltıdan o bitkiyi ne kadar çok beğendiğini farketmiş istavrit ve karar vermiş o an o bitkiyi sevdiğine hediye etmeye. fikrini dile getirdiğin de "delirdin mi ? orası çok tehlikeliymiş.babanla yine kavga etmek mi istiyorsun" cevabını almış.bunun üzerine " ne olmuş tehlikeliyse babam gibi riskli olan herşeyden kaçıp bi kabuğun içinde mi yaşayacağız? ilerde çocuklarımız olduğunda ne anlatacağız onlara? bizim hikayemizde sıradan aşıkların ki gibi mi olacak? çocuklarımız ne diyecek pekiyi bizim için? ... düşünsene o bitki bizim aşkımızın simgesi olacak.artık sadece aşk bitkisi değil aşkımızın bitkisi olacak" deyince sevdiği yelkenleri suya indirmiş.
kayalıklara doğru yol almaya başlamışlar bizimki çok mutluymuş kız arkadaşıysa bi o kadar endişeli.yolun sonuna varmışlar.sen burda bekle demiş istavrit ben hemen alıp geliyorum.hızla kayalıklara yönelmiş envai çeşit güzellik arasından aşk bitkisini aramaya koyulmuş.sonunda görmüş onu kayalığın en yüksek,yüzeye en yakın yerinde.hıza gidip almaya çalışırken güzgecinin birşeye takıldığını farketmiş! kurtulmaya çalışmış ama nafile ağa takılan yüzlerce balıkla birlikte oda başka bir aleme doğru çekiliyormuş.bu tabloyu gören sevdiği hiç düşünmeden yanına gelmiş istavritin yüzgecinden tutup çekmeye başlamış onu.istavrit" git burdan lütfen yoksa sende yakalanacaksın"demiş.kız"seni almadan olmaz diye cevaplamış"sevdiğinin sözünü.fakat ağın aralıkları çok ufak istavritin ebatlarıysa ağdan geçebilmek için çok iriymiş.yinede bırakmamış kız yüzgecini.beraber yitirmişler yaşamlarını....
aniden elindeki ekmeği bıraktı.çatık kaşlarıyla bana hiddet ve üzüntüyle bakan bakışlarını bir bıçak gibi ruhuma batırdı.ve "neden anlattın bunu bana ? nasıl yiyeceğim şimdi bunu "diye sordu.
"eeee sen dememişmiydin ekmeğin içine iki tanecik istavrit koymuşlar diye.ben de sana onların ne kadar değerli iki balık olduğunu anlattım işte" diye yapıştırıverdim cevabı.
Aradan birkaç gün geçmiş.istavritin öfkesi biraz olsun dinmiş ama yinede babası ile konuşmuyormuş.babasıysa gönlünü almak için birşeyler yapmaya karar vermiş.
istavrit o gün ders çıkışında sevdiğine dışarı çıkmayı teklif etmiş kız bi bahane uydurup bu teklifini reddetmiş.çünkü bizimkinin babasını meraklandırmak istemiyormuş.istavrit kız ardaşının reddi üzerine eve döndüğünde babasının en sevdiği yiyecekleri toplayıp onun için hazırladığını görünce kalbi yumuşayıp affetmiş onu.
ertesi gün babasıyla eskisi gibi olmanın verdiği mutlulukla okulun yolunu tutmuş.ilk dersleri botanikmiş.istavrit kız arkadaşının kendisinden önce geldiğini görüp yanına geçivermiş hemen.ardından hoca gelmiş ve ders başlamış.o gün şimdiye kadar gördükleri en güzel bitkiler işlenmiş derste.hoca kokusuyla dillere pelesenk olmuş bir bitkiyle başlamıiş derse ve herşeyiyle göz kamaştıran getirdikleri arasındaki en nadide bikiyle ; "aşk" bitkisiyle bitirmiş dersi.bizimki gördüğü bitkiyi hatırlamış o an.babasıyla kavga etmelerine sebep olan kayalıkların üzerindeki bitkiymiş hocanın elindeki . ders sona erdiğinde sevdiğine de bitkiyi hatırlayıp hatırlamadığını sormuş."hatırlamaz olur muyum?.ne kadar güzel değilmi?adı gibi kendisi de harika" demiş kız ona.o an sevdiğinin gözlerindeki ışıltıdan o bitkiyi ne kadar çok beğendiğini farketmiş istavrit ve karar vermiş o an o bitkiyi sevdiğine hediye etmeye. fikrini dile getirdiğin de "delirdin mi ? orası çok tehlikeliymiş.babanla yine kavga etmek mi istiyorsun" cevabını almış.bunun üzerine " ne olmuş tehlikeliyse babam gibi riskli olan herşeyden kaçıp bi kabuğun içinde mi yaşayacağız? ilerde çocuklarımız olduğunda ne anlatacağız onlara? bizim hikayemizde sıradan aşıkların ki gibi mi olacak? çocuklarımız ne diyecek pekiyi bizim için? ... düşünsene o bitki bizim aşkımızın simgesi olacak.artık sadece aşk bitkisi değil aşkımızın bitkisi olacak" deyince sevdiği yelkenleri suya indirmiş.
kayalıklara doğru yol almaya başlamışlar bizimki çok mutluymuş kız arkadaşıysa bi o kadar endişeli.yolun sonuna varmışlar.sen burda bekle demiş istavrit ben hemen alıp geliyorum.hızla kayalıklara yönelmiş envai çeşit güzellik arasından aşk bitkisini aramaya koyulmuş.sonunda görmüş onu kayalığın en yüksek,yüzeye en yakın yerinde.hıza gidip almaya çalışırken güzgecinin birşeye takıldığını farketmiş! kurtulmaya çalışmış ama nafile ağa takılan yüzlerce balıkla birlikte oda başka bir aleme doğru çekiliyormuş.bu tabloyu gören sevdiği hiç düşünmeden yanına gelmiş istavritin yüzgecinden tutup çekmeye başlamış onu.istavrit" git burdan lütfen yoksa sende yakalanacaksın"demiş.kız"seni almadan olmaz diye cevaplamış"sevdiğinin sözünü.fakat ağın aralıkları çok ufak istavritin ebatlarıysa ağdan geçebilmek için çok iriymiş.yinede bırakmamış kız yüzgecini.beraber yitirmişler yaşamlarını....
aniden elindeki ekmeği bıraktı.çatık kaşlarıyla bana hiddet ve üzüntüyle bakan bakışlarını bir bıçak gibi ruhuma batırdı.ve "neden anlattın bunu bana ? nasıl yiyeceğim şimdi bunu "diye sordu.
"eeee sen dememişmiydin ekmeğin içine iki tanecik istavrit koymuşlar diye.ben de sana onların ne kadar değerli iki balık olduğunu anlattım işte" diye yapıştırıverdim cevabı.
10 Ağustos 2010 Salı
5 Ağustos 2010 Perşembe
istavrit
2
bizim ki yine içinden gelen sese uyup dışarı çıkıtığı ve sevdiğini de yüzgecinden tutup yanında götürdüğü birgün orayı görmüş.suyun içinde kocaman iki kaya parçası ,ama herhangi iki kaya parçası değilmiş bunlar, üzeri envayi çeşit güzel çiçekle kaplı iki kayaymış.buna birde o güzelliğin suyun içinde adeta parıldayan renkleri eklenilince dayanamayıp gitmişler oraya ,gördükleri en güzel aynı zamanda yüzeye yakınlığından ötürü bi o kadar da tehlikeli bu bölgeye.ordaki herbir eşsiz çiçek de birbirlerini görmüş ve dahada bağlanmışlar birbirlerine ve ölesiye inanmışlar o an artık onları ayırabilecek birşeyin olmadığına.bu mutlu an baba istavritin kayanın dibine kadar gelip onlara "yanıma gelin!!!" diye bağırmasıyla sona ermiş.neye uğradığını şaşıran kahramanımız sevdiğiyle birlikte babasının yanına inmiş istemese de. babası kızın yanında onu incitmemek için eve gidinceye kadar birşey söylememiş.tabi evlerine geldiğinde kızılca kıyamet kopmuş.ona bir daha böyle birşey yapmamasını, yaparsa eve kilitleneceğini söylemiş.herzamakinden çok daha fazla sinirliymiş babası.ancak bizim cengaver alttan almamış artık çocuk olmadığını onu kısıtlayamayacağını söylemiş.babası da sert cümlelerle karışılık vermiş ona.bu zıtlaşmalar onları ilk büyük kavgalarına götürmüş.halbuki bilmiyormuş istavrit o kayalıkıların babasının annesini kaybettiği daha da kötüsü annesinin onları bırakıp kaçarken bir balıkçının tuzağına kapılıp yitip gittiği yer olduğunu.bilseymiş öfke duymazmış bu kadar anlarmış onu ama babası çok gururlu,bi o kadar da düşünceliymiş.istavritin böyle bir gerçeğin ağırlığıyla ezilmesini kabul edemezmiş."varsın birkaç gün küs olalım,zamanla geçer nasılsa" demiş kendi kendine.
bizim ki yine içinden gelen sese uyup dışarı çıkıtığı ve sevdiğini de yüzgecinden tutup yanında götürdüğü birgün orayı görmüş.suyun içinde kocaman iki kaya parçası ,ama herhangi iki kaya parçası değilmiş bunlar, üzeri envayi çeşit güzel çiçekle kaplı iki kayaymış.buna birde o güzelliğin suyun içinde adeta parıldayan renkleri eklenilince dayanamayıp gitmişler oraya ,gördükleri en güzel aynı zamanda yüzeye yakınlığından ötürü bi o kadar da tehlikeli bu bölgeye.ordaki herbir eşsiz çiçek de birbirlerini görmüş ve dahada bağlanmışlar birbirlerine ve ölesiye inanmışlar o an artık onları ayırabilecek birşeyin olmadığına.bu mutlu an baba istavritin kayanın dibine kadar gelip onlara "yanıma gelin!!!" diye bağırmasıyla sona ermiş.neye uğradığını şaşıran kahramanımız sevdiğiyle birlikte babasının yanına inmiş istemese de. babası kızın yanında onu incitmemek için eve gidinceye kadar birşey söylememiş.tabi evlerine geldiğinde kızılca kıyamet kopmuş.ona bir daha böyle birşey yapmamasını, yaparsa eve kilitleneceğini söylemiş.herzamakinden çok daha fazla sinirliymiş babası.ancak bizim cengaver alttan almamış artık çocuk olmadığını onu kısıtlayamayacağını söylemiş.babası da sert cümlelerle karışılık vermiş ona.bu zıtlaşmalar onları ilk büyük kavgalarına götürmüş.halbuki bilmiyormuş istavrit o kayalıkıların babasının annesini kaybettiği daha da kötüsü annesinin onları bırakıp kaçarken bir balıkçının tuzağına kapılıp yitip gittiği yer olduğunu.bilseymiş öfke duymazmış bu kadar anlarmış onu ama babası çok gururlu,bi o kadar da düşünceliymiş.istavritin böyle bir gerçeğin ağırlığıyla ezilmesini kabul edemezmiş."varsın birkaç gün küs olalım,zamanla geçer nasılsa" demiş kendi kendine.
istavrit
1
karadenizin hırçın sularında yumurtasından erkence çıkan bi istavrit varmış.kara gözlerinden hiçbişey kaçmayan ufaklık çok çabuk öğreniyor çok hızlı gelişiyormuş.
yaşı gelmiş ve babası yüzgecinden tutup onu balık okluna kaydettirmiş.artık okula başlamış istavrit .ilk ders en mühim dersmiş ve konusu avlanmaymış.öğretmeni onlara avlanan insanlara dikkat etmeleri gerektiğini her buldukları yeme atlamanın hayatlarının son hamlesi olabileceğini anlatmış uzun uzun.küçük istavrit babasının "büyük balık küçük balığı ,insanlarsa bütün balıkları yer" dediği anı hatırlamış o sırada.belli ki babası insanlardan muzdaripmiş.
ikinci ders onu farkemiş .parlak gümüş renkli pulları yeşil yüzgeçleri ve güzel gözleriyle onu büyüleyen bir dişi istavritmiş gördüğü.bir yolunu bulup onunla konuşması gerekiyormuş .bi merhaba yada herhangi bi tanışma diyaloğu.4.ders cesaretini toplayıp yanına gitmiş.nerhaba demiş kendinden emin bi tavırla ama sevdiği pek umursamamış "merhaba"sını üsten stten bakıp merhaba diye geçiştirmiş.umursamaz tavrı cesaretini kırmış bizimkinin konuşmaya devam edememiş. kurmak istediği bütün cümleler ve 30 sn de kurduğu hayalleri içinde kalmış.5.ders dişi istavritin aklında dersle ilgili bir soru takılmış ama çevresinde bizim cengaverden başka sorabileceği kimse yokmuş.o da ona sornuş sorusunu.iyi ki de sormuş ki bize geride böyle güzel bir hikaye bırakmış
.günler haftalara yetişip haftalar ayları kovalarken kahramanlarımız her geçen gün yeni bir şeyler öğrenmenin ve birbirini tanıyıp sevmenin verdiği heyecanla fark edemiyorlarmış geçen zamanı.istavritin büyüyüp avlanılacak kıvama gelmesi babasının onun için beslediği endişeleri daha da arttırıyormuş. vakti.eşini kaybettiği o kara günden bu yana endişesi dinmek bilmiyormuş.gözlerinde hep bi hüzün varmış .istavrit ona bakmaya korkarmış bu yüzden .gözlerine iyice baktığında annesinin gidişini görürmüş .görürmüş ama vazgeçmezmiş kendini akıntıya bırakmaktan ,özgür ruhu izin vermezmiş babasının dibinde yaşamasına.bin yıl korkarak yaşayacağıma bir yıl yaşayıp ,yaşanmış bir hayatla ölmeyi yeğlermiş
karadenizin hırçın sularında yumurtasından erkence çıkan bi istavrit varmış.kara gözlerinden hiçbişey kaçmayan ufaklık çok çabuk öğreniyor çok hızlı gelişiyormuş.
yaşı gelmiş ve babası yüzgecinden tutup onu balık okluna kaydettirmiş.artık okula başlamış istavrit .ilk ders en mühim dersmiş ve konusu avlanmaymış.öğretmeni onlara avlanan insanlara dikkat etmeleri gerektiğini her buldukları yeme atlamanın hayatlarının son hamlesi olabileceğini anlatmış uzun uzun.küçük istavrit babasının "büyük balık küçük balığı ,insanlarsa bütün balıkları yer" dediği anı hatırlamış o sırada.belli ki babası insanlardan muzdaripmiş.
ikinci ders onu farkemiş .parlak gümüş renkli pulları yeşil yüzgeçleri ve güzel gözleriyle onu büyüleyen bir dişi istavritmiş gördüğü.bir yolunu bulup onunla konuşması gerekiyormuş .bi merhaba yada herhangi bi tanışma diyaloğu.4.ders cesaretini toplayıp yanına gitmiş.nerhaba demiş kendinden emin bi tavırla ama sevdiği pek umursamamış "merhaba"sını üsten stten bakıp merhaba diye geçiştirmiş.umursamaz tavrı cesaretini kırmış bizimkinin konuşmaya devam edememiş. kurmak istediği bütün cümleler ve 30 sn de kurduğu hayalleri içinde kalmış.5.ders dişi istavritin aklında dersle ilgili bir soru takılmış ama çevresinde bizim cengaverden başka sorabileceği kimse yokmuş.o da ona sornuş sorusunu.iyi ki de sormuş ki bize geride böyle güzel bir hikaye bırakmış
.günler haftalara yetişip haftalar ayları kovalarken kahramanlarımız her geçen gün yeni bir şeyler öğrenmenin ve birbirini tanıyıp sevmenin verdiği heyecanla fark edemiyorlarmış geçen zamanı.istavritin büyüyüp avlanılacak kıvama gelmesi babasının onun için beslediği endişeleri daha da arttırıyormuş. vakti.eşini kaybettiği o kara günden bu yana endişesi dinmek bilmiyormuş.gözlerinde hep bi hüzün varmış .istavrit ona bakmaya korkarmış bu yüzden .gözlerine iyice baktığında annesinin gidişini görürmüş .görürmüş ama vazgeçmezmiş kendini akıntıya bırakmaktan ,özgür ruhu izin vermezmiş babasının dibinde yaşamasına.bin yıl korkarak yaşayacağıma bir yıl yaşayıp ,yaşanmış bir hayatla ölmeyi yeğlermiş
24 Temmuz 2010 Cumartesi
..............
karnım ağrıyor.aklım sende.sen nerdesin ? hiçbir fikrim yok.aklında mıyım peki?muhtemelen hayır.aklın kimde? bende olmadığı kesi.belkide değil.nerden bilebilirim ki?ne yazsam?ne silsem? ne düşünsem? neyi düşlesem?bilemiyorum ama mademki aklımdasın hala yanmda olmanı istiyorum.yanımda yakınımda aklımda elimde gözümde,baktığım güneşte,dokunduğum rüzgarda her güzel şeyde,...
19 Temmuz 2010 Pazartesi
istavrit
2
bizim ki yine içinden gelen sese uyup evinden dışarı çıkıtığı ve sevdiğini de yüzgecinden tutup yanında götürdüğü birgün orayı görmüş.suyun içinde kocaman iki kaya parçası ,ama herhangi bir pardon iki kaya parçası değilmiş o taşlar,envayi çeşit güzel çiçekle kaplıymış üzerleri ve o güzelliğin suyun içinde adeta parıldayan renkleri büyülemiş aşıkları.dayanamayıp gitmişler oraya gördükleri en güzel aynı zamanda yüzeye yakınlığından ötürü bi o kadar tehlikeli bölgeye.ordaki herbir eşsiz çiçekde birbirlerini görrmüş ve dahada bağlanmışlar.aölesiye inanmaya başlamışlar artık onları ayırabilecek birşeyin olmadığına.bu mutlu an baba istavritin kayanın dibine kadar gelip onlara "yanıma gelin!" diye bağırmasıyla sona ermiş.neye uğradığını şaşıran kahramanımız sevdiğiyle birlikte babasının yanına inmiş istemese de. babası kızın yanında onu incitmemek için eve gidinceye kadar birşey söylememiş.tabi evlerine geldiğinde kızılca kıyamet kopmaya başlamış.ona bir daha böyle birşey yapmamasını yaparsa onu eve kilitleyeceğini söylemiş.herzamakin den çok daha fazla sinirliymiş babası. istavrit, ona bu kadar abartmamasını sadece güzel birşey görüp risk aldığını söylemiş ve o an öğrenmiş annesinin başka bi balıkla o kayaların üzerinde aşk yaşarken balıkçıların ağına yakalandığını.hayatında yaşadığı en kötü anmış o an,birkaç dakika hayatında yaşadığı en güzel an olmakla birlikte.neye uğradığını şaşırmış,ne yapacağını ne hissedeceğini bilememiş.içinde şaşkınlık,öfke ve hayal kırıklığından bi aşure pişmiş o an üzerine de babasına duyduğu hayranlığı serpiştirmiş.çünkü herşeye rağmen hala annesini sevmeye devam edip yasını tutmayı başarabilmiş babası.onu terkedip giderken ölmüş birinin yasını tutabilecek kadar yüce gönüllü bir baba...
bizim ki yine içinden gelen sese uyup evinden dışarı çıkıtığı ve sevdiğini de yüzgecinden tutup yanında götürdüğü birgün orayı görmüş.suyun içinde kocaman iki kaya parçası ,ama herhangi bir pardon iki kaya parçası değilmiş o taşlar,envayi çeşit güzel çiçekle kaplıymış üzerleri ve o güzelliğin suyun içinde adeta parıldayan renkleri büyülemiş aşıkları.dayanamayıp gitmişler oraya gördükleri en güzel aynı zamanda yüzeye yakınlığından ötürü bi o kadar tehlikeli bölgeye.ordaki herbir eşsiz çiçekde birbirlerini görrmüş ve dahada bağlanmışlar.aölesiye inanmaya başlamışlar artık onları ayırabilecek birşeyin olmadığına.bu mutlu an baba istavritin kayanın dibine kadar gelip onlara "yanıma gelin!" diye bağırmasıyla sona ermiş.neye uğradığını şaşıran kahramanımız sevdiğiyle birlikte babasının yanına inmiş istemese de. babası kızın yanında onu incitmemek için eve gidinceye kadar birşey söylememiş.tabi evlerine geldiğinde kızılca kıyamet kopmaya başlamış.ona bir daha böyle birşey yapmamasını yaparsa onu eve kilitleyeceğini söylemiş.herzamakin den çok daha fazla sinirliymiş babası. istavrit, ona bu kadar abartmamasını sadece güzel birşey görüp risk aldığını söylemiş ve o an öğrenmiş annesinin başka bi balıkla o kayaların üzerinde aşk yaşarken balıkçıların ağına yakalandığını.hayatında yaşadığı en kötü anmış o an,birkaç dakika hayatında yaşadığı en güzel an olmakla birlikte.neye uğradığını şaşırmış,ne yapacağını ne hissedeceğini bilememiş.içinde şaşkınlık,öfke ve hayal kırıklığından bi aşure pişmiş o an üzerine de babasına duyduğu hayranlığı serpiştirmiş.çünkü herşeye rağmen hala annesini sevmeye devam edip yasını tutmayı başarabilmiş babası.onu terkedip giderken ölmüş birinin yasını tutabilecek kadar yüce gönüllü bir baba...
17 Temmuz 2010 Cumartesi
istavrit
karadenizin hırçın sularında yumurtasından erkence çıkan bi istavrit varmış.kara gözlerinden hiçbişey kaçmayan ufaklık çok çabuk öğreniyor çok hızlı gelişiyormuş.yaşı gelmiş ve babası yüzgecinden tutup onu balık okluna kaydettirmiş.artık okula başlamış istavrit .ilk ders en mühim dersmiş ve konusu avlanmaymış.öğretmeni onlara avlanan insanlara dikkat etmeleri gerektiğini her buldukları yeme atlamanın hayatlarının son anı olabileceğini anlatmış uzun uzun.küçük istavrit babasının "büyük balık küçük balığı ,insanlarsa bütün balıkları yer" sözünü hatırlamış o sırada.belli ki babası insanlardan muzdaripmiş.ikinci ders onu farkemiş ;parlak gümüş renkli pulları yeşil süzgeçleri güzel gözleriyle onu büyüleyen bir dişi istavritmiş gördüğü.bir yolunu bulup onunla konuşması gerekiyormuş bi merhaba yada herhangi bi tanışma diyaloğu.4.ders cesaretini toplayıp yanına gitmiş.nerhaba demiş kendinden emin bi tavırla ama sevdiği pek umursamamış "merhaba"sını üsten stten bakıp merhaba diye geçiştirmiş.umursamaz tavrı cesaretini kırmış bizimkinin konuşmaya devam edememiş kurmak istediği bütün cümleler ve 30 sn de kurduğu hayalleri içinde kalmış.5.ders dişi istavritin aklında dersle ilgili bir soru takılmış ama çevresinde bizim cengaver istavritten başka sorbileceği kimse yokmuş.o da ona sornuş sorusunu.iyi ki de sormuş ki bu güzel bi arkaddaşlığın çocukluk aşkının hatta büyük insanların göze alamayacağı fedakarlıkların yapılacağı bir sevginin oluşmasına sebep olacakmış.gel zaman git zaman istavritler büyümeye başlamış aradan bir sene geçmiş ve tam da avlanacak kıvama gelmişler.babası istavrit için çok endişeleniyormuş . vakti zamanında annesini kaybettiği o günden bu yana endişesi dinmek bilmiyormuş.gözlerinde hep bi hüzün varmış .bizimki ona bakmaya korkarmış bu yüzden gözlerine iyice baktığında annesinin gidişini görürmüş .görürmüş ama vazgeçmezmiş kendini akıntıya bırakmaktan ,özgür ruhu izin vermezmiş babasının dibinde yaşamasına.bin yıl korkarak yaşayacağıma bir yıl yaşayıp yaşanmış bir hayatla ölmeyi yeğlermiş
16 Temmuz 2010 Cuma
30 Haziran 2010 Çarşamba
7 Haziran 2010 Pazartesi
düşüncelerimin kilitlendiği sarı saçlı güzel kız.neden bu kadar uzaksın bana?çok ıssızım ben ihtiyacım var seninle konuşmaya.ihtiyacım var çünkü sen anlarsın beni dalgaların kumsalı anladığı gibi.kumsal ki ufak tefek kaya tanelerinden oluşmuştur bakma yumuşak göründüğüne sağlamdır.dalgalar ki su topluluğudur bakma hırçın durduğuna uzlaşmacıdır.oysa ben gece gibiyim şimdi.çok karnlığım yıldızlarım kayıp gitmiş üzerimden.sen de güneşsin bu hasret nasıl bitecek?sen geldiğinde ben bitmiş ,ben yeniden doğduğumda sen gitmiş...bekleyenin çok senin her yerde bi sevenin,boynun hep dik içinde hüzünü saklayan gözlerin hep sert,sesinse onlarla savaşırcasına incecik.beim ruhumsa kaskatı olmuş artık sevmeye gücüm kalmamış, herkesten nefret eder olmuşum.çevremde hayalsiz,hayatsız soluk insancıklardan tiksinmiş onların birbirine katlanma şekillerine bakıp ilişkilerden bıkmışım.git gide kararan beyaz bi taş tanesi...
5 Haziran 2010 Cumartesi
uçurtma
mutlu sonlara uzak bi yerdeyim.umudum da olmasa nasıl devam edebilirdim gölgeli yollarda.bi yerlerde siluetini görme hayalini aldım koluma geziyorum.gülümseyişin benden uzaklaşalı epeyce olmuş.duraklarda durup otobüs bekliyorum.bazılarına biniyorum.yanıma güzel ama içi boş yada kendini öyle yansıtan kızla r oturuyor.yüzlerine baktığım da kafalarını çevirip sonra tekrar gözlerini yüzüme çeviriyorlar.beklenen hamleyi yapmıyorum tabiki.bu küçük aptallıklardan kaçma kovalamalardan uzaktayım ben.gidemem yanlarına yalnızlığa daha yakınım çünkü uzaklaştın biz sen ben ve mesafe üçgenine dönüştürdük.ben yaklaşıp sen uzaklaştıkça üçgen değişmiyor.sadece aynı geometrik şeklin değişen uzunlukları oluyoruz zaman içinde.bu yürüyüşlerin sonu ne olacak bilemiyorum.gönlüm isterki mesfeyi azaltıp doğru parçası olalım.ardından yaklaşalım ve sonunda bir nokta olalım yeniden biz.gönlümün istediğini aklımın ipleriyle umuduma bağlayıp uçuruyorum bulutlu havada.görürsen eğer uçurtmamı gel yanıma . ..
19 Mayıs 2010 Çarşamba
24 Şubat 2010 Çarşamba
kutsal olan herşeyi kirletmeye çalışan insanların içinde olsan ne yapardın?evet biliyorum bu şekilde bir mektuba başlanamaz. öncelikle sevgili çarşamba günü yada buna benzer bir giriş yapmalı ardından sana bu meektubu yazma sebebimi anlatmalıydım ama bu formalitelerle uğraşacak vaktim yok.hem samimi sayılırız değilmi? her hafta görüşüyoruz .neyse konumuza dönelim ne yapardın bu insanların içinde?söyleyeceklerinin onlar iöin hiç değeri olmasaydı.gerçi tolstoy bile aynı durumdaymış anlatıığına göre...............
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)