29 Temmuz 2012 Pazar
28 Temmuz 2012 Cumartesi
ORMAN NE GÜZEL
-Ağaçların aralık bıraktığı yerlerden güneş ışığı yansıyor işte, dedi. Fotoğrafa daha dikkatli baktı ayrıntıları yakalamaya gayret etti.
-Ne kadar ruhsuzsun
-Ben mi? Anlayamıyorum ya. Sanki bazı fotoğraflar herkesin beyninde aynı yeri uyarıyor. Gün batımı deniz kenarında iki şezlong fotoğrafı ekledin mi? Hemen hemen aynı yorumları okursun.
-Neymiş o yorumlar?
-Mesela biri çıkar 'huzur', yazar öbürü 'ay keşke ben de orada olsam ', yazar bi başkası 'harika' yazar.Bir fotoğraf hiçkimsede farklı bir etki yaratmaz mı!
-Yaratması mı lazım?
-Evet abi yaratması lazım. Yoruma açık bir konu değil mi sonuçta?
-Eeeeeeee
-Eeesi o zaman neden herkes benzer yorumlar yapıyor!
-Sıradanlıkla kafayı bozmuşsun sen.Herkes senin gibi farklı olmaya çalışsın dime
-He şimdide farklı olmaya çalışmakla suçlanıyorum öyle mi?
-Değil mi?
-Ya bırak ben de kiminle neyi konuşuyorum!
Kafasına sertçe vurdu, görevli " kendi kendine konuşma lan manyak", dedi. "Saçma sapan şeyler düşünme". İşaret parmağıyla kendisiyle konuşan adamın beynini dürtükledi.
"Al bunu düşün " dedi, görevli.
-Tamam abi, dedi çaresiz. Düşünmeye başladı. "Orman ne güzel ne güzel."
22 Temmuz 2012 Pazar
-kızma be çocuk gelir elektirikler
-ne gelirabi ya, elektiriği, suyu, telefonu bıktım valla.Allah canımı alsa da kurtulsam!
-deme öyle çocuk. isyan, isyanı doğurur; kötü, kötüyü geitrir.
-daha kötü ne olabilir be abi ne söylesene
-aaaaaah aaaaaah, kaldır gözündeki perdeleri be çocuk, bi kaldırsan göreceksin her yer ışık, her yer..
-ne çocuğu ulan, sana abi diyorum sen 28 yaşındaki adama çocuk diyorsun
-28 yaşına gelip de 8 sene yaşamamış olana ne denir ki çocuk? söyle, öyle sesleneyim sana
-oooooooooooooooof, offffff
yerinden kalktı odasına hamle etti. "nereye be çocuk", diyecek oldu yaşlı adam vazgeçti. oluruna bıraktı zamana bıraktı. bir şeyin değişeceği yoktu hoş. aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyleri yaptıkça zaman ne yapsındı.
elektrikler geldi. saat geç olmuştu. yaşlı adam odasına girip yatağına uzandı. "Tanrım kızma ona, bilmiyor; hala çok küçük, sınanmayı bilmiyor, çok zayıf taşıyamıyor, sen Rahmansın, kaldır sırtına ağır gelen yükünü.", diye dua etti genç adam için. Tanrı olmak da zordu. Zor durumda kalıp yalvarana ferahlık verecektin, feraha ulaşıp seni unutsunlar diye. Ama Tanrı Tanrıydı: severdi yardımı. Biraz sebat etse edecekti, ama genç adamın mayasında yoktu sabır. Hep şikayet, hep kahır. Sürekli aksakları görürdü, eksikler batardı gözüne eksiklikleri tespit ettikçe, eksiliyor; isyan ettikçe kötülerini yaşıyordu. Bilseydi, bakış açısının değiştirebileceklerini yapar mıydı? Bilinmez. Çok gizlidir, bu neden sonuç ilişkileri bilinmez çok gizlidir.
-İhtiyar ukuya dalmıştı. Beyaz salıncağında sallanıyordu yine. Zincirleri sonsuzluğa bağlı salıncağında güneşe doğru sallanıyordu. Güneş pasparlaktı, selamlıyordu onu, rüyadaydı ya yorulmuyordu gözleri. Güzeldi rüyaları, ışıklıydı.
Tüm güzellerin ışığı vardı güneşin parlaklığında. Yusuf' un güzelliği, İsa' nın, Adem' in güzelliği, en çok da Muhammedin güzelliği, Muhammedin ışığı, Güneşin içindeki ay ışığını gördü, onların güzellikleri yansıyordu güneşten, güneş ay gibi yansıtıyordu nice ışığı. Ay ise uyuyor, geceyi bekliyordu,güneşten aldıklarını göndermek için ihtiyara.
Elini uzatıyordu yaşlı adam, o ışıklara doğru uzanmaya çalıştıkça daha da erişilmez oluyordu ışık, biraz daha uzatıyordu elini, iki elini uzatıyordu tutunduğu zincirleri bırakıp, tutmalıydı bu sefer ışığın ellerinden tutunmalıydı. Yine salıncaktan düşmek üzereyken uyandı. Ter içindeydi. Günün ışığı alnına vuruyordu.
Genç adamı uyandırdı. Bir parça ekmek, bir dilm peynir bir bardak çay... Evden çıktı genç adam.
-ne gelirabi ya, elektiriği, suyu, telefonu bıktım valla.Allah canımı alsa da kurtulsam!
-deme öyle çocuk. isyan, isyanı doğurur; kötü, kötüyü geitrir.
-daha kötü ne olabilir be abi ne söylesene
-aaaaaah aaaaaah, kaldır gözündeki perdeleri be çocuk, bi kaldırsan göreceksin her yer ışık, her yer..
-ne çocuğu ulan, sana abi diyorum sen 28 yaşındaki adama çocuk diyorsun
-28 yaşına gelip de 8 sene yaşamamış olana ne denir ki çocuk? söyle, öyle sesleneyim sana
-oooooooooooooooof, offffff
yerinden kalktı odasına hamle etti. "nereye be çocuk", diyecek oldu yaşlı adam vazgeçti. oluruna bıraktı zamana bıraktı. bir şeyin değişeceği yoktu hoş. aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyleri yaptıkça zaman ne yapsındı.
elektrikler geldi. saat geç olmuştu. yaşlı adam odasına girip yatağına uzandı. "Tanrım kızma ona, bilmiyor; hala çok küçük, sınanmayı bilmiyor, çok zayıf taşıyamıyor, sen Rahmansın, kaldır sırtına ağır gelen yükünü.", diye dua etti genç adam için. Tanrı olmak da zordu. Zor durumda kalıp yalvarana ferahlık verecektin, feraha ulaşıp seni unutsunlar diye. Ama Tanrı Tanrıydı: severdi yardımı. Biraz sebat etse edecekti, ama genç adamın mayasında yoktu sabır. Hep şikayet, hep kahır. Sürekli aksakları görürdü, eksikler batardı gözüne eksiklikleri tespit ettikçe, eksiliyor; isyan ettikçe kötülerini yaşıyordu. Bilseydi, bakış açısının değiştirebileceklerini yapar mıydı? Bilinmez. Çok gizlidir, bu neden sonuç ilişkileri bilinmez çok gizlidir.
-İhtiyar ukuya dalmıştı. Beyaz salıncağında sallanıyordu yine. Zincirleri sonsuzluğa bağlı salıncağında güneşe doğru sallanıyordu. Güneş pasparlaktı, selamlıyordu onu, rüyadaydı ya yorulmuyordu gözleri. Güzeldi rüyaları, ışıklıydı.
Tüm güzellerin ışığı vardı güneşin parlaklığında. Yusuf' un güzelliği, İsa' nın, Adem' in güzelliği, en çok da Muhammedin güzelliği, Muhammedin ışığı, Güneşin içindeki ay ışığını gördü, onların güzellikleri yansıyordu güneşten, güneş ay gibi yansıtıyordu nice ışığı. Ay ise uyuyor, geceyi bekliyordu,güneşten aldıklarını göndermek için ihtiyara.
Elini uzatıyordu yaşlı adam, o ışıklara doğru uzanmaya çalıştıkça daha da erişilmez oluyordu ışık, biraz daha uzatıyordu elini, iki elini uzatıyordu tutunduğu zincirleri bırakıp, tutmalıydı bu sefer ışığın ellerinden tutunmalıydı. Yine salıncaktan düşmek üzereyken uyandı. Ter içindeydi. Günün ışığı alnına vuruyordu.
Genç adamı uyandırdı. Bir parça ekmek, bir dilm peynir bir bardak çay... Evden çıktı genç adam.
17 Temmuz 2012 Salı
bir süre daha yazmazsam, yazmamaktan ölecek miyim?
yoksa şiirsel olsun diye yalandan cümleler mi kuruyorum?
bilinmez.
yazmanın beni mutlu ettiğinin ayrımına varamayacaktım neredeyse.
bir tebliğ edici misyonuna bürümüşken kendimi, yaptığımdan zevk aldığımı unutarak yazıyordum sanki.
tabi emin değilim, herşey muğlak. bilinmez.
güçlü/güçsüz , mutlu/ mutsuz, eksik, güvensiz, endişeli/ müsteri bir adam, biraz da -belki hepimiz kadar - kadın ben. neyse susalım, düşünelim ne var önümüzde, koş, koş, koş, bağır, bağır, bağır; peki aşk, aşk, aşk? Yok.
kader. bakalım, değilim havaya atılan taş kadar mağrur. demem kendi yolumda gidiyorum diye. ama Ey Tanrı'm, verdiysen bir yetenek nasip eyle göstermeyi. Sen seversin, sanatı. İnsan olmayı bahşeyle, dağların kaldıramadığını kaldırmayı. Hep ironi ile konuşursun benimle, dürtersin, sevgiyle dürtersin, toparlan bakalım unuttun mu dersin? Unutmak mümkün mü?
sevdalarda gizlidir
sevdalarda gizlidir,
yakarışlar,
umutlar, buluşmalar, ayrılıklar
sevdalarda gizlidir,
buluşmaların vardiyası bitince başlar,
ayrılık vardiyası,
umut ışık olur ayrılıkların karanlığına,
kaybetmeden bulunmaz zira,
ayrılıklar bir parçasıdır kaybetmenin,
kavuşulmaz aranıp bulunmadıkça ..
iyi ki var ayrılıklar,
iyi ki kaybediyoruz,
yoksa ne yazardık,
neyle doldururduk bu boş sayfaları . . .
sevdalarda gizlidir,
yakarışlar,
umutlar, buluşmalar, ayrılıklar
sevdalarda gizlidir,
buluşmaların vardiyası bitince başlar,
ayrılık vardiyası,
umut ışık olur ayrılıkların karanlığına,
kaybetmeden bulunmaz zira,
ayrılıklar bir parçasıdır kaybetmenin,
kavuşulmaz aranıp bulunmadıkça ..
iyi ki var ayrılıklar,
iyi ki kaybediyoruz,
yoksa ne yazardık,
neyle doldururduk bu boş sayfaları . . .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)