-kızma be çocuk gelir elektirikler
-ne gelirabi ya, elektiriği, suyu, telefonu bıktım valla.Allah canımı alsa da kurtulsam!
-deme öyle çocuk. isyan, isyanı doğurur; kötü, kötüyü geitrir.
-daha kötü ne olabilir be abi ne söylesene
-aaaaaah aaaaaah, kaldır gözündeki perdeleri be çocuk, bi kaldırsan göreceksin her yer ışık, her yer..
-ne çocuğu ulan, sana abi diyorum sen 28 yaşındaki adama çocuk diyorsun
-28 yaşına gelip de 8 sene yaşamamış olana ne denir ki çocuk? söyle, öyle sesleneyim sana
-oooooooooooooooof, offffff
yerinden kalktı odasına hamle etti. "nereye be çocuk", diyecek oldu yaşlı adam vazgeçti. oluruna bıraktı zamana bıraktı. bir şeyin değişeceği yoktu hoş. aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyleri yaptıkça zaman ne yapsındı.
elektrikler geldi. saat geç olmuştu. yaşlı adam odasına girip yatağına uzandı. "Tanrım kızma ona, bilmiyor; hala çok küçük, sınanmayı bilmiyor, çok zayıf taşıyamıyor, sen Rahmansın, kaldır sırtına ağır gelen yükünü.", diye dua etti genç adam için. Tanrı olmak da zordu. Zor durumda kalıp yalvarana ferahlık verecektin, feraha ulaşıp seni unutsunlar diye. Ama Tanrı Tanrıydı: severdi yardımı. Biraz sebat etse edecekti, ama genç adamın mayasında yoktu sabır. Hep şikayet, hep kahır. Sürekli aksakları görürdü, eksikler batardı gözüne eksiklikleri tespit ettikçe, eksiliyor; isyan ettikçe kötülerini yaşıyordu. Bilseydi, bakış açısının değiştirebileceklerini yapar mıydı? Bilinmez. Çok gizlidir, bu neden sonuç ilişkileri bilinmez çok gizlidir.
-İhtiyar ukuya dalmıştı. Beyaz salıncağında sallanıyordu yine. Zincirleri sonsuzluğa bağlı salıncağında güneşe doğru sallanıyordu. Güneş pasparlaktı, selamlıyordu onu, rüyadaydı ya yorulmuyordu gözleri. Güzeldi rüyaları, ışıklıydı.
Tüm güzellerin ışığı vardı güneşin parlaklığında. Yusuf' un güzelliği, İsa' nın, Adem' in güzelliği, en çok da Muhammedin güzelliği, Muhammedin ışığı, Güneşin içindeki ay ışığını gördü, onların güzellikleri yansıyordu güneşten, güneş ay gibi yansıtıyordu nice ışığı. Ay ise uyuyor, geceyi bekliyordu,güneşten aldıklarını göndermek için ihtiyara.
Elini uzatıyordu yaşlı adam, o ışıklara doğru uzanmaya çalıştıkça daha da erişilmez oluyordu ışık, biraz daha uzatıyordu elini, iki elini uzatıyordu tutunduğu zincirleri bırakıp, tutmalıydı bu sefer ışığın ellerinden tutunmalıydı. Yine salıncaktan düşmek üzereyken uyandı. Ter içindeydi. Günün ışığı alnına vuruyordu.
Genç adamı uyandırdı. Bir parça ekmek, bir dilm peynir bir bardak çay... Evden çıktı genç adam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder